Kişisel Pazarlamada Dikkat Edilmesi Gereken 5 Nokta

Çağımız dünyasına şöyle bir gökyüzünden bakmaya kalkarsak, ellerimize yapışık bir şekilde akıllı telefonlarla gezen, akıllı telefonlarla nefes alan insanlar topluluğu görürüz. Peki ya, tüm bu insanların telefonlara bağlı bir şekilde yaşamalarının sebebi nedir?
Bedelini düzenli olarak ödedikleri internetin tek başına varlığıyla, hızlı bir şekilde ulaşmak istedikleri kişilere ulaşabiliyorlar, nerede bulunduklarını gösterebiliyorlar, yeni bir insanla tanışabiliyorlar, sosyalleşebiliyorlar, etkinlikler planlayıp paylaşabiliyorlar, anında bir habere ulaşabiliyorlar, kimin nerede ne yemek yediğinden, nereye seyahat ediyor oluşuna kadar birbirlerini takip edebiliyorlar.
Yazımın devamı için;
IMG_20160220_221349
1 Mart 2016 itibariyle Gastronomi ve Tarım dergisi olan Apelasyon.com sitesinde yazmaya başladım. Her ay içerik üretmeyi planlıyorum.
Sevgiler.
Serap Doğan, nam-ı diğer Gurme Gezgin
Reklamlar

Diyet kavramına dengeli, yeterli ve sağlıklı bir eleştiri

Günümüz koşullarında o kadar çok çeşit diyet isimleriyle karşılaşıyoruz ki, insan şunu düşünmeden edemiyor. Madem bu diyetler o kadar işe yarar diyetler,  neden her sene yeni bir diyet şekli ortaya çıkıyor?

Sağlıklı yaşam, birbirini tekrarlayan dengeli bir beslenme ile iç içe geçmiş bütünleşik bir yaşam tarzıdır.  Diyet ise bir moda akımı gibidir. O sene uzmanlar yeni olarak ne diyorsa ve çevrenizdeki arkadaşlarınız neyi uygulamaya başlamışsa onu yapmaya yönlenirsiniz. Yani neredeyse moda gibi diyet şeklinizi de değiştirirsiniz.

Oysaki diyet, tıpkı bir proje kavramı gibi başı ve sonu olan, belirli bir süre içerisinde değişim yaratmayı amaçlayan bir süreçtir. Kilo alırsınız, projeyi(diyeti) başlatırsınız ve o süreç içerisinde hedeflediğiniz kiloya ulaşırsınız ve proje de bitmiş olur. Ya sonra yine kilo alırsanız yine mi diyete başlayacaksınız? Peki bunun neresi sürdürülebilir?

Asıl başarı diyet yapmakta değil,  bir çok şeyde olduğu gibi beslenme biçiminizde de ‘sürdürülebilir uygulamaların’ dahil olacağı bir yaşam tarzına sahip olabilmeyi başarabilmektir.

IMG-20150623-WA0007

Bunu nasıl yaparım diyorsanız, öncelikli olarak hayatınıza sağlıklı gıdaları alarak başlayabilirsiniz. Örneğin beslenme düzeninize yulaf, tam buğday alıp şekeri de ciddi oranda azaltmak gibi. Ben şimdi tek tek yazmayayım hangi gıdalar olduğunu, internetten rahatlıkla sağlıklı gıdalar hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

İkinci olarak sağlıklı beslenme,  sadece mutfakta boğazınızdan geçerken dikkat edilince oluşacak bir şey değil. Zaten mühim olan yaşamınızın her anına yaymak. Örneğin televizyon veya bilgisayar karşısına geçtiğinizde haddinden fazla yiyor içiyorsanız, televizyon karşısına geçtiğinizde her seferinde elinizde koca bir kase ile bir şeyler tüketiyorsanız bu sizin sağlıklı bir beslenme tarzınız olmadığını gösterir.

Sağlıklı bir beslenme tarzınız yok ise istediğiniz kadar ‘Ben diyet yapıyorum’ deyin kendinizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Buna emin olun.

Belki bir sonraki yazımda, ben günlük hayatımda neler yapıyorum kendi uygulamalarımı bahsederim.

Hepinize sağlıklı yaşamlar!

Serap Doğan

Neden Yazıyorum?

Neden yazıyorum?

Kendimle her türlü konuda yüzleşmek için yazıyorum.

Kendim kalabilmek için yazıyorum.

Bana göre önemli olan bir bilgiyi veya olayı başkalarının da bilmesini istediğim için yazıyorum.

Anlatacak kayda değer bir şeylerim var diye yazıyorum.

Yazmayı benimsediğim için yazıyorum.

İnsana dair her şeyi yazıyorum…

Geçmişten günümüze kadar gelen her türlü bilginin, vaktinde yazıldığı için geldiğini bildiğimden yazıyorum.

Yazıyorum, en çok ülke olarak insani eksikliklerimizi yazıyorum.

İş yönetimini yazarken de insanı yazıyorum, işletme insanının eksiklerini, fazlalıklarını aklım erdiğince yazıyorum.

İnsanların evrensel doğruları bilmesi gerektiği için yazıyorum.

Sadece kendim için yazmıyorum, yazdıkça paylaşılan yeni bir bilgiye, yeni bir bakışa kapılar açtığım için yazıyorum.

Vesselam tüm dünya için yazıyorum.

Ne büyük söz di mi?

pen-notebook

Yazdıklarımız geçmişte bir anı olarak kalacak bunun farkındayım, yalnız şunu da unutmayalım ki gelecekte doğacak herhangi bir kişi, muhakkak yazdıklarımızı bir şekilde bir sebeple okuyacak, ya seninkini okuyacak, ya benimkini okuyacak, anlamaya çalışacak, yani illaki okuyacak. Tanrı’yı, Evreni, insanı anlamak için onun da sebepleri olacak.

Okuyucuya bir not: Bu ay blogumun 2. yıl dönümü… Kutlu olsun…

Serap Doğan

Karanlığın Kodları Karanlıkta Diyalog’da…

Duyularınızdan birini kaybedip 4 duyulu kaldınız mı hiç?

Geçen hafta İstanbul’da Gayrettepe Metro istasyonunda bulunan Karanlıkta Diyalog turuna katıldım ve deneyimlediğim şeyin ‘gözlerimi zifiri karanlıkta kaybedip 4 duyulu kalakalmak’tan başka bir izahı yoktu.

Hayatlarımıza ana karnında karanlıkta başlarken ve kendi yaşamımızın karanlık bir toprakta son bulacağını bilirken aydınlığa yani gözlerimize ne kadar bağımlı olduğumuzu anladım.

Bizlerin yaşam döngüsünde Karanlık(Doğum öncesi bulunduğumuz yer)-Aydınlık-Karanlık(Ölüm ile konacağımız yer) var iken çevremizde onları görmemekte engellileştiğimiz görme engelli insanlarımızın yaşam döngülerinin Karanlık-Karanlık- Karanlık olduğunu fark ettim.

Aklımıza yalnızca bilinmezlik ve korku getiren Karanlığın bilmediğimiz başka yönleri var mıydı? Ne şanslıyım ki ben o kodları buldum ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

_origin_Dark-Wallpapers-Full-HD-1

Kod 1: Empati:

Karanlıkta empati düzeyi daha yüksek çünkü tamamen kalbinizle düşünüyorsunuz.

Kod 2: Koşulsuz Saygı:

Karanlıkta yanınızdaki hiç tanımadığınız insanlara onu hiç görmeden dahi saygıyla yaklaşabiliyorsunuz.

Kod 3: Yardım/destek duygusu:

Karanlıkta hiç tanımadığınız bir insanın kolundan destek alabiliyorsunuz, dokunmak normalleşiyor.

Kod 4: Sezgi:

Karanlıkta iken tam olarak tarif edemediğim bir şekilde sezgilerinize güvenerek hareket etmeye başlıyorsunuz, yani pusulanız gözleriniz değil kulaklarınız ve hisleriniz oluyor.

Kod 5: Düşünme:

Karanlıkta görmeyince görsel dikkat dağıtıcı unsurlar ortadan kalktığı için düşünme süreçleri artış göstermeye başlıyor.

Kod 6: Dinleme:

Karanlıkta görmediğiniz için insanı sanki normal kulakla değil, can kulağıyla dinliyorsunuz. Çünkü kulaklarınız, gözleriniz yerine geçmeye başlıyor. Dinlemek, verimli hale geçiyor.

Kod 7: Kendin olma:

Karanlıkta insanları görmeden, onları fizikselliğine göre yargılamadan iletişim halinde olduğunuz için sadece ne hissettikleriniz ön plana çıkıyor.

Kod 8: Diyalog:

Diyalog varsa karanlık yoktur.

Karanlıkta Diyalog (Dialogue in the Dark) Hakkında

Dünya üzerinde 135 kentte 8 milyondan fazla insana ulaşan Karanlıkta Diyalog (Dialogue in the Dark), 20 Aralık 2013’ten itibaren Gayrettepe Metro İstasyonu’ndaki Karanlıkta Diyalog Sergi Alanı’nda ziyaretçilerle buluşmuş bir sosyal girişimdir.

İstanbul Social Enterprise tarafından hayata geçirilen Karanlıkta Diyalog İstanbul bugüne kadar 70bin kişi tarafından deneyimlenmiş ve 20 görme engelliye istihdam sağlamış sürdürülebilir bir projedir.

Ziyaretçilerin, görme duyularını kullanmadan tamamen karanlık bir ortamda görme engelli rehberler eşliğinde görme engellilerin dünyasını içselleştirebilmesi, dünyayı onların gözünden görmesi için eşsiz bir deneyim sağlamaktadır.

Detaylı bilgi için: www.dialogistanbul.com

İŞ’te KORO- Sabah Gazetesi Haberi

28.12.2014 tarihli Sabah Gazetesi İşte İnsan sayfalarında yayınlanan İŞ’te KORO haberimiz.

Yoğun ve stresli iş yaşamında enerjiyi toplayıp hobilere vakit ayırmak pek çoğu için neredeyse imkânsız. Dolayısıyla arkadaşlarla paylaşımlar çoğu zaman yemek masalarıyla sınırlı kalıyor. Bu da enerjisi düşük, tebessüm dahi etmeyen, yorgun çalışanlar yaratıyor. Bu problemi gören şirket yöneticileri de ‘müzik ruhun gıdasıdır’ deyip düzenledikleri müzik organizasyonlarıyla bir yandan takım çalışması yaptırıp bir yandan da motivasyonu artırıyor.

Pop müzik repertuarı
Şirketler için çalışanlardan oluşan pop müzik koroları kuran İş’te Koro’nun Pazarlama Müdürü Serap Doğan, “Uzun süre aynı işi yapan çalışanlar belirli bir rutine girince yaratıcılıkları da ciddi anlamda azalmaya başlıyor. Bizler bu durumdan ilham alarak konservatuar mezunu profesyonellerden oluşan sanat yönetmenleri ve müzisyenler ile birlikte müziğin yaratıcılık körükleyen, pozitif etkisini şirketinizin içine taşıyoruz” dedi.

Projemizden bir görüntü

Sahne alıyorlar
Kurulan koronun çok kısa bir sürede belirli bir repertuar ile prova eşliğinde hazırlanıp çalışanların sahne almalarını sağladıklarını dile getiren Doğan, “Siz bu alınacak sahneyi ister motivasyon toplantınız, ister şirket yemekleriniz, isterse kutlama yapmak amaçlı bir organizasyonunuz için düşünebilirsiniz. Ayrıca bu konseri, şirketinizin imkânlarına göre profesyonel bir ışık ve ses sistemi ile yine profesyonel bir orkestra eşliğinde gerçekleştiriyoruz. Sahne alınacak mekan seçimini, şirketinizin tercihine göre şekillendiriyoruz. İsterseniz konseri 5 yıldızlı bir otelde, isterseniz şirketinizin konferans salonunda düzenleyebiliyoruz” bilgisini verdi.

Aidiyet duygusu gelişiyor
Birbirinden farklı karakterlerden oluşan şirket çalışanları koro çalışması ile tek bir ses haline gelerek kendi şirketlerine aidiyet duygusunu geliştiriyorlar. Eczacıbaşı, Ikea ve Otis’te koro çalışmaları yaptıklarını belirten Doğan, hem çalışanlardan hem de şirketlerden gelen taleple birlikte bu işin hızla yaygınlaşacağını söyledi.

Çalışanlar, haftada bir gün mesai bitiminden sonra 1.5 saat çalışıp hazır hale geliyorlar.

Alıntı: http://www.sabah.com.tr/iste-insan/2014/12/28/is-verimi-dustu-imdada-muzik-yetisti

10373978_1585545281677019_838297319578584735_nİŞ’te KORO’yu takip edeceğiniz hesaplar:

http://www.istekoro.com

http://www.twitter.com/istekoro

http://www.facebook.com/istekoro

http://www.instagram.com/istekoro

Algılar, Güzelliği Çoğaltır.

“İnsan algılayabildiği kadarını
Yaşar
Ve algılar çoğaltır güzelliği”

Bir insanın yeni gireceği yaşını bir önceki yaşından ayırt eden şey nedir?

İnsan, ömründe neyi neden yaptığı, önüne çıkan kişilerin neden çıktığı veya hayatındaki olayların neden yaşandığı üzerinde düşünmüyor ise kendi yaşamının maksadına ulaşabilir mi? İnsan kendi değerleri için yaşadığının farkında değil ise yeni yaşını kutlayacağı doğum günü ona neleri hatırlatır veya neleri vaad eder ki?

Peki ya bu soruyu her insan cevaplayabilir mi? Tabi ki, hayır. Kendinin farkında olmayanın, kendi sorularını cevaplama imkanı yoktur.

481350_10202626453414939_702981822335317997_n

Birkaç saat sonra yeni yaşıma girecek iken ne değerli sorulardı bunlar.

Her bir yaşın, genelde şu okullarda kullandığımız cetvel üzerindeki çizgiler gibi olduğunu varsaydığımızda aralıkları aynı olduğu halde farklı farklı yaşların anlamını birbirinden farklı kılan neydi?

Her yeni bir yılda hep 12 ay vardı oysaki.

İşin aslı her yıl yeni yaşta geride nasıl bir ‘anı’ bıraktığımız idi. Her yıl aynı anıyı bırakmıyorduk. Her yıl farklı farklı olaylar cereyan ediyordu. Bu sebeple yaşanan bu farklı olaylar, bizi de başkalaştırıyor idi. Her sene yepyeni bir ben oluyor idik.

Peki nasıl bir ben olacağımıza nasıl karar veriyorduk?

Algılarımız ile…

Bu sene hangi algılarımın üzerine konsantre oldum…

Ailem,

Aşka bakış açım, bir erkeği nasıl algıladığım,

Kültürel düzeyim, neyi bilip neyi bilmediğim, neyi niçin bilmek istediğim,

Sosyal çevremdeki insanlar, bunları niçin çevremde var ettiğim,

Kariyere bakış açım, kurumsallığa bakış açım,

Başarı ve başarısızlık algılarım,

Eğlence ve keyif algılarım,

Manevi algılarım, sevgim, saygım, vicdanım, ruhum, hassasiyetlerim…

İyi ki algılıyorum ve iyi ki varım.

Serap Doğan

02.11.2014 – 23:00

Dürüstlük: Yeni Para Birimi

Dürüstlüğün toplumsal olarak teşvik edileceğini hiç düşünmüş müydünüz?

Bildiğiniz üzere Endonezya, dünyanın en kalabalık 4. ülkesi ve aynı zamanda en kalabalık Müslüman ülkesi.
Endonezya’da, tüm takımadalarında şu zamana kadar 10.000’in üzerinde ‘dürüstlük kafeleri’ ve yerelde, mahalle okullarında ‘dürüstlük kantinleri’ açıldı.

Dürüstlük kantinlerinde herhangi bir yazar kasa yok. Bunun yerine, öğrenciler raflardan istediklerini alır, açık bir kutunun içine ödemeyi yapar, başka bir kutudan da para üstünü alırlar.

Bu kafelerde duvara asılı ilginç bir cümle vardır. “Bu dükkan, dürüst olmayanlar için önemsizdir.”(This store is too small for dishonest people.)
Kafeler sabah 6:00’da açılır, akşam 18:00’de kapanır.

Endonezya’da bu uygulama ile amaçlanan şudur: Dürüstlük kantinlerinin genç Endonezyalılara, ilerideki hayatlarında karşılaşabilecekleri bozuk uygulamalara kapılmalarına engel olacak doğru alışkanlıkları edindirmek.

Daha sonra kafelerin aylık kar oranlarına bakılır ve sağlıklı işlediği görülür. Sizce de muhteşem bir dürüstlük öğretisi, değil mi?

Honesty-Shop

Ve sonra cennet Türkiye’mize bakalım. Gazeteci, köşe yazarı Şeref Oğuz’un dediği gibi ‘üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili’ ülkemizde birbirimize karşı dürüstlüğün ne kadar önemli olduğunun farkında mıyız?

Biriyle bir arkadaşlık yaptığımızda veya birlikte bir iş yaptığımızda “Acaba, beni kazıklar mı?” diye düşünen insan oranımız sizce kaçtır?

Ülkemizin gündeminde sık sık olumsuz haberler olmasının altında dürüstlük eksikliği yok mudur?

Peki ya ikili ilişkilerde güven bunalımlarımızın sebebi nedir? Mesela sözünde duran aşklara mı sahibiz?

Yetimin hakkını koruyor muyuz? Haksızlığa uğramış kişinin yanında mıyız? Marketlerimizdeki kasiyerler, taksi şoförlerimiz para üstlerini eksiksiz veriyor mu?

Endonezya’daki bu cafeler, yolsuzlukla mücadelede önleyici bir tedbir olabilir mi?
Dürüstlüğün bir erdem olduğu ve bunun sözden ibaret olmadığı halen idrak edilebiliyor mu?
Bizler gibi hatırlama konusunda fireleri olan bir toplumda dürüstlük nasıl inşa edilir?
Sizce Türk toplumu yeterince dürüst mü?

Ne dersiniz, yeterince dürüst müyüz?

Serap Doğan